yol
Bazen yolda olmak ister insan. Ruhen uzaklaşamadığı şeyden bedenen uzaklaşmak, kaçmak… Direksiyon başında, motosikletinin üzerinde, -ya da bilemedin- ucuz bir şehirler arası firmanın en arka cam kenarında; nitelik fark etmez. Yolda olmak hareket etmeyi gerektirir. Bu harekettir, bedenen uzaklaştığından ruhen de uzaklaşabileceğini düşündürten zaten.
Oysa ki çoğu yolculuk, ancak başladığı yerde biter. Gidilen yer bir konaktır yalnızca. Döndüğünde bir bakmışsın, her şey başladığı noktada hala, yarım yamalak…
Şerit çizgileri, yolcunun kafasındaki düşünce akışını imlemek için çizilmiştir aslında. Ve sıklıkla kesik kesiktir.
kasaba
Ruhen uzaklaşamadıkça, kaçamadıkça, gidip sığınılmak istenen. Sağaltması için medet umulan. Üç-beş insan, şehirde göremeyeceğin üç-beş hayvan, üç karış da olsa, halen çıplak ayakla basabileceğin toprak… Şanslıysan çatı katı odanda, kiremitlere vuran yağmur damlalarının sesiyle karışır kendi iç sesin.
Oysa ki, doğadan kopuk olmadığını bir miktar daha hissettirir sadece uzandığın kumsal. Daha çok da olsa uzandığın yerden görebildiğin yıldız sayısı, yarım yamalaklığına kılıf değil. Yine başladığın yerdesin.
Ana rahmi de dünyanın içindedir. Rahimden çıktığı an insan, onun bile bir sığınak olamayacağını öğrendiği için, kirlenir.
alkol
Unutturması umut edilen… Zihnin sarhoşluğun ilk kapısından geçene kadar, en büyük yardımcın. Kapının arkasında bekleyen düşünceler, yine çözümsüz, yarım yamalak.
Oysa ki düşünebilme yetini kapının diğer tarafında bıraktın.
Gerçek deliler, benliğinden azad olmuş olanlardır. Ve ancak “ben”in olmadığı yerde hesaplaşma olmaz. Delilik öykünme değil, cesaret gerektirir. Alkol ancak deliliğe öykünür.