NOT DEFTERİ / DENİZ GÜNEY

...hiç yaşamamışız gibi olacak sonunda...

yolculuk

1. ülkeden ülkeye ya da bir ülke içinde bir yerden bir yere gidiş veya geliş, seyahat, sefer

2. bu gidiş ve gelişte geçen süre

3. herhangi bir taşıtla bir yere gidip gelme

TDK Güncel Türkçe Sözlük


yolculuk

belli bir başlangıç noktasından varış yerine değin tek bir taşıtla gidilmesini içeren insan devinimi

TDK Kentbilim Terimleri Sözlüğü


İki buçuk ayın ardından , ne kadar süreliğine geldiğimden bile emin olmadan ayak basıp da bir anda yerleşiverdiğim şu şehirden çocukluğuma, çocukluğumun sokağının bulunduğu şehre gidiyorum, yolculuğa çıkıyorum ya…

Yaşamadan bilemezsin; sen yüzeyselliğinle boğul TDK!

dört duvar, daracık  sokağa bakan küçük bir pencere. bir karyola, kanepe, masa. bir de üç beş kişi. neden?

sadelik, diyorum. güzeldir.

sıkılmıyor musun?

kendimden kaçamamaktan mı? neden?

Nefes

Hiçbir şey yapmadan, kendiliğinden rayına girebilir hayat.

Güzeldir bomboş olmak. Bir amaç ihtiva etmemek, yarım saat sonrasına dair bile bir plana sahip olmamak… Daha da güzeli, bunların üstüne düşünmemek.

En büyük yalanı söyler bize rutin. Kendisini terk ettiğimiz an yok olacağımıza dair sorgulamaya kapalı bir inancı yutturmaya çalışır. Beş dakika sonrasını, bir saat sonrasını, bir ay sonrasını planlamamızı ister; ve hatta on yıl sonrasını. Boşuna değildir masasında, patron sandalyesi görünümündeki egosunun üstünde oturan büyükbaşların biz zavallıları işe alırken, “kendinizi on yıl sonra nerede görüyorsunuz” sorusunu sorması. Planlamayan robotlaşmaz çünkü, boy sırasına göre dizilmiş androidlerdir onun ihtiyacı oysa.

Sahi, güzeldir bomboş olmak. Tüm dayatılmış planların karşısında durur, olmanı istedikleri şeye inat kendini tanırsın. Varoluşunun garantisi yokken beş dakika sonrasına, on yılı planlamaya karşı durursun.

Dedik ya; hiçbir şey yapmadan, kendiliğinden de rayına girebilir hayat. Aldanma sana dikte ettikleri, o girmenin zorunlu olduğunu söyledikleri raylara.

Sen nefes almana bak!

geriden izliyorum leyla ile mecnun’u. dün geçen sezonun final bölümünü izledim. izlediğim bi absürd komedi dizisiyse ben niye koyverip ağladım, izlediğim bi absürd komedi dizisi değilse ben niye aylardır püsküre püsküre güldüm; bilmiyorum.

ama şunu biliyorum; bi işin samimi olması böyle bir şey.

O, var olan dünyanın, doğal olanın sevgisiyle yaşıyordu. Şanslıydı! İnsan eliyle var edilip de “en önemli olan bu” diyerek dayatılan hiçbir şeye zerre değer vermemeyi genç yaşta öğrenmişti. Her dayatma doğal olanın yerini biraz daha almaya çalışıyor, doğalın önünü kapatıyordu çünkü.

Farkındaydı ki, hiçbir banka hesabının, hiçbir çek defterinin, hiçbir plaza binasının ihtişamı; yağmur yağarken çöken sisin içinden çıkıp da iskelesine yanaşan bir vapur görüntüsünün, aç karnını doyurmak için sırnaşan bir kedinin, ya da gününün kısmetini arayan bir balıkçı teknesinin ihtişamına yaklaşamazdı bile.

Hal böyle olunca, şişe toplayıcılığını satış temsilciliğine yeğ tutuyordu o. Ve bundan hiç pişman değildi.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Jay-Jay Johanson - So Tell The Girls That I’m Back In Town

nedense
bir kadını sevmeye hep memelerinden başlanır
bir şeyi hatırlatmak mı ona
yoksa bir şeyi hatırlamak mı
bilmiyorum
ama nasıl bir şeyse güzel bir şey
üstelik sonsuz da

Kayayı Delen İncir / Turgut Uyar

Büyük Saat - Bütün Eserleri / YKY 

…Çocuklar her güne dünyada hiçbir endişeleri olmadan başlarlar. Her şey yakında, ellerinin altındadır, en kötü maddi koşullar bile güzeldir. Ormanlar ya beyaz ya siyahtır; insan hiç uyumasa da olur.

Ancak, o kadar uzağa gitmeyi göze alamayacağımız doğrudur; yalnızca mesafe ile ilgili bir mesele değil bu. Tehdit tehdit üstüne biner ve insan teslim olarak arazinin bir kısmını istilaya terk eder. Hiçbir sınır tanımayan bu hayalgücünün o andan sonra zalim bir faydacılığın kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalarak işlemesine izin verilir; hayal gücüyse bu alt düzeydeki rolü çok uzun süre sürdüremeyeceğinden genellikle yirmi yaş civarında insanoğlunu ışıksız yazgısına terk etmeyi tercih eder.

Sürrealist Manifestolar / André Breton

Altıkırkbeş Yayın (Çev. Yeşim Seber Kafa, Artemis Günebakanlı, Ayşe Güngör) 

labirent

yol

Bazen yolda olmak ister insan. Ruhen uzaklaşamadığı şeyden bedenen uzaklaşmak, kaçmak… Direksiyon başında, motosikletinin üzerinde, -ya da bilemedin- ucuz bir şehirler arası firmanın en arka cam kenarında; nitelik fark etmez. Yolda olmak hareket etmeyi gerektirir. Bu harekettir, bedenen uzaklaştığından ruhen de uzaklaşabileceğini düşündürten zaten.

Oysa ki çoğu yolculuk, ancak başladığı yerde biter. Gidilen yer bir konaktır yalnızca. Döndüğünde bir bakmışsın, her şey başladığı noktada hala, yarım yamalak…

Şerit çizgileri, yolcunun kafasındaki düşünce akışını imlemek için çizilmiştir aslında. Ve sıklıkla kesik kesiktir.

kasaba

Ruhen uzaklaşamadıkça, kaçamadıkça, gidip sığınılmak istenen. Sağaltması için medet umulan. Üç-beş insan, şehirde göremeyeceğin üç-beş hayvan, üç karış da olsa, halen çıplak ayakla basabileceğin toprak… Şanslıysan çatı katı odanda, kiremitlere vuran yağmur damlalarının sesiyle karışır kendi iç sesin.

Oysa ki, doğadan kopuk olmadığını bir miktar daha hissettirir sadece uzandığın kumsal. Daha çok da olsa uzandığın yerden görebildiğin yıldız sayısı, yarım yamalaklığına kılıf değil. Yine başladığın yerdesin.

Ana rahmi de dünyanın içindedir. Rahimden çıktığı an insan, onun bile bir sığınak olamayacağını öğrendiği için, kirlenir.

alkol

Unutturması umut edilen… Zihnin sarhoşluğun ilk kapısından geçene kadar, en büyük yardımcın. Kapının arkasında bekleyen düşünceler, yine çözümsüz, yarım yamalak.

Oysa ki düşünebilme yetini kapının diğer tarafında bıraktın.

Gerçek deliler, benliğinden azad olmuş olanlardır. Ve ancak “ben”in olmadığı yerde hesaplaşma olmaz. Delilik öykünme değil, cesaret gerektirir. Alkol ancak deliliğe öykünür.